bir gözaltı deneyimi…


Evet bu da oldu ve mini bir gözaltı süreci yaşadım. Kesinlikle heyecanlıydı bir o kadar da sinir bozucu:)

Daha önce polisle hiç olumlu bir diyalog yaşadım mı diye çok düşündüm. Ama basın kimliğini gördükten sonra gülümsemeyi sürdüren polis görmedim. Etrafımdaki rütbeli gazetecilerden de dinlediğim kadarıyla bizim kartlar polislerde asabiyet yaratıyor:)

En son, Hollanda Kraliçesi Beatrix’i takip ederken, Sultanahmet Meydanı’nda bir ÅŸemsiyenin kafama “Yanlışlıkla” vurulduÄŸunu hatırlıyorum. Canım acımıştı ama bir heyecan durumu yoktu çünkü kraliçeyi takip etmek yeterince heyecan vericiydi.

7 Ocak ÇarÅŸamba günü yaÅŸandı anlatacağım olay. Haberin yayınlanmasını bekledim anlatmak için. Erhan ErdoÄŸan, gözaltı adını duyduÄŸunda “Bloguna yaz da okuyalım” dedi heyecanla. Yazacaktım ama önce haber yayınlanmalıydı.

Ergenekon’daki 9′uncu dalganın etkileri sürerken, ihbar geldi (kaynağını merak etmeyiniz:) Ataköy’deki seçmen listelerinde bir karışıklık olduÄŸundan bahsetti. Sadece 1 cümlecik evet. Özetle saat 14.00 gibi yollara attım kendimi. Ataköy Mahallesi Muhtarlığı’na geldiÄŸimde kaosun büyüklüğü ortadaydı. 4 bin seçmen listelerde görünmüyordu. Ve tüm bu seçmenlerin tek tek yeniden kayıt yaptırması gerekiyordu.

İşin bu boyutu da güzel bir haberdi. Ama biraz ortamı kurcalayınca ve insanlarla konuÅŸunca bambaÅŸka bir bilgiye ulaÅŸtım. Laf arasında geçen B 25 blokun dokunulmazlığı vardı sanki. Hiçkimse o blok hakkında konuÅŸmak istemiyordu. Dikkatimi çekti, araÅŸtırmaya baÅŸladım. B 25 Blok, Adalet Bakanlığı’na baÄŸlı Hakim ve Savcılar Lojmanı imiÅŸ! “Vuuuuuuuuuuuu” dedim. Haber kokusu geliyordu burnuma. Yoksa Cumhuriyet BaÅŸsavcısı da seçmen listelerinden silinmiÅŸ miydi?

Çilingire gerek kalmamıştı kapıları açmak için. Şans yaver gitti ve gerekli bilgilere ulaştım. Sırada B 25 blogun fotoğrafını çekmek kaldı. Gayet sakin görünen bir bloktu. Biraz dolambaçlı yollardan kendimi sitenin önüne kadar götürdüm. Şirket arabası ise biraz uzakta kalmıştı. Binanın karşısında bir yerde usulca fotoğraf makinemi (Nikon D 70S) çıkardım ve iki kare fotoğrafını çektim. Etrafta polis olmadığından emindim. Emindim ama emin olmak yetmedi.

Tam arkamı döndüğümde yanıbaşımda iki polis duruyordu.

İlk soru: Neden fotoÄŸraf çektiniz hanımefendi? oldu. YaÅŸasın dedim hanımefendi dediÄŸine göre derdimi anlatabilecektim. (mmmm….)

Hürriyet Gazetesi’nde muhabirlik yaptığımı, binanın seçmen listelerinden görünmediÄŸi için fotoÄŸrafını çektiÄŸimi söyledim.

Evet, yanılmıştım. İNANMADI!

Arkasından, “Hedef mi göstereceksiniz?” diye sordu. Åžok oldum tabii. Ne hedefi demeye kalmadan şöyle polis kulübesine yürüyelim dedi. Yürüdük. Yürürken, muhtarlıktan edindiÄŸim tüm bilgileri polis memuruna (!) anlattım. İnanmışa benzemiyordu. Apartmanla ilgili bir kiÅŸi daha geldi yanımıza. Polis basın kimliÄŸimi ve nüfus cüzdanımı istedi. Neden diyemedim tabii ki paÅŸa paÅŸa verdim. Bütün bilgileri önce kağıda yazdı sonra elindeki küçük makineden sanırım sabıkam vs var mı diye baktı. Sonuç negatifti yani bir sabıkam yoktu ve aranmıyordum.

Ama basın kartımı göstermek de yeterli olmadı. “Kısa bir süre bizimle kalacaksınız, baÅŸkana haber vermem gerekiyor” dedi. “BaÅŸkan kim ?” diye sordum. Yanıt vermedi. BaÅŸkan dediÄŸi kiÅŸiyi aradı, (sonradan savcı olduÄŸunu öğrendim) “Bir gazeteci var burada binanın fotoÄŸrafını çekti haber yapacakmış” dedi. Tabii direk haber yapacakmış deyince telefondaki kiÅŸi de ne haberi diye sordu. Oysa ben en baÅŸtan seçmen listelerindeki durumu anlatmıştım kendisine. “Ben BaÅŸkanla konuÅŸayım isterseniz” diyebildim ama öyle bir bakış attı ki susmam gerektiÄŸini hissettim.

Ardından polis memuru neden haber yapmak istediğimi de başkana (!) anlattı. Karşıdaki kişi de şaşırmıştı. Bence durumdan onun da haberi yoktu. Ve ben ne olduğunu anlamadan telefon kapandı.

Sonra mı ne oldu?

Polis memurlarıyla bir süre sancılı bir sohbet süreci yaÅŸadım. Neden haber yapıyorum, Hürriyet’te kaç yıldır çalışıyorum. Bu binayı haber yapmasam olmaz mı? FotoÄŸrafları siler miyim? ÅŸeklinde sorulara muhatap oldum.

Ben oradayken kendi aralarında konuÅŸmaya baÅŸladılar biraz uzaklaşıp. Ve kısık bir sesle, biraz daha oyalayalım fotoÄŸrafları silmek zorunda kalır!!! dediÄŸini duydum. Evet, duydum. Tek mesele, haber çıkarsa o iki polis memuru zor durumda kalacakmış. Onlar orada beklerken nasıl bir gazeteci gelip o binanın fotoÄŸrafını çekebilirmiÅŸ…

Yarım saat bekledim. Sustum, ara ara derdimi anlatmaya çalıştım.

Sonra “Tamam gidebilirsiniz” dedi. KimliÄŸimi ve Hürriyet’te çalıştığımı gösteren basın kartımı aldım!

Åžefimi arayıp durumu bildirdim. Arabaya binip, gazeteye geldim. Haberi yazdım. Ve bugün yayınlandı…

B 25 blogun polisleri görmüş müdür bilmiyorum ama ben bu haberin yayınlanmasına çok sevindim. 

Aslında söylemek istediÄŸim çok ÅŸey var ama ben yorumsuz kalmayı ve sizin yorumlarınızı beklemeyi tercih ederek, huzurunuzdan çekiliyorum…. (Ama merak ediyorum, bir gazetecinin ne için fotoÄŸraf çektiÄŸini anlatmasına raÄŸmen polisin bu tavrı hoÅŸ mudur? Kimliklerime el koyması gerekli miydi?

haberin tamamını http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10748780.asp linkinden okuyabilirsiniz…

“bir gözaltı deneyimi…” hakkında 1 yorum var.

  1. Cihan diyor ki:

    Yaşadığımız coğrafya koşulu itabari ile bu tip mevzuatlara açık ilk yorumum bu yönde .Tarihten bu yana irdeleyecek olursan da buna benzer haksızlıkların oldugunu göreceksin şaşırmanın anlamsız oldugunu düşünüyorum.sen bu yola bilerek girdin bunların olacagını da senden daha iyi kimsenin bileceğini düşünmüyorum.Aydınlatmaya devam (unutma kibriti her yakışında daha bi sert esecek rüzgar) geçmiş olsun :)

Yorum Yapın