cambridge havası…


Gideceğimi anlatırken yine yazacağım demiştim. Ağza kolay geliyor “yazarım” diyebilmek. Öyle olmadı. Yazamadım, içimden gelmedi daha doğrusu. Fazla depresif bir hale büründüm sanırım! Çok çok uzun zamandır kendimi dinleme fırsatı bulamamıştım. Burada fazlasıyla o fırsata eriştim.

blog1

Cambridge’deyim. Tam 15 gün oldu. Aşırı yoğun geçen iki hafta. Haftada 30 saat okula gidiyorum. Geri kalan zamanım da yurtta yemek yapıp yemek ve bulaşık yıkamakla geçiyor=) Hafta sonları şehri gezme fırsatı buluyorum. Her öğrencinin yaptığı gibi bende bisiklet kiraladım. Adaptasyon sürecinde zorlanmadım dersem yalan olur!          blog2 Düşünsenize bisiklettesiniz ana yolda gidiyorsunuz ve sağa geçmek istediğinizde otomobiller durup yol veriyor! Aman Allahım İstanbul’da bunu hayal bile edemiyorum!

Derslerden, eğitimin ne kadar disiplinli olduğundan Cambridge Üniversitesi’nin kitaplarının ne kadar “ağır” olduğundan bahsetmeyeceğimJ Fazlasıyla doymuş durumdayım.

Daha farklı şeyler anlatmak istiyorum…

blog 3

Şehir merkezine yürüyerek 15 bisikletle 5 dakika uzaktaki bir yurtta kalıyorum. (Tripos court) Bir yatak, çalışma masası bir de televizyon var içinde. Kaç metrekare bilmiyorum ama az metrekare olduğundan eminimJ Bulunduğum iki hafta içinde üç kez filan güneşli havaya uyanmışımdır. Sürekli bir kasvet var havada, yağmur ise peşi sıra.

Yalnız kalmak böyle bir şey diyor insan gözlerini açtığında. Tek dileğim sevdiklerimin, özlediklerimin sesini duyabilmek oluyor. Sadece yaşadığına şükrediyor insan. Ve biteceğini bilmek ümit veriyor.

Uzakta, -özlediklerinden uzakta- olmak gerçekten çok zor.

Gitmeyi isterdim ben hep! Gidebilmeyi… Sokaklarını bilmediğim şehirlerde yürümeyi hayal ederdim. Buraya gelirken de tam öyle bir ruh halindeydim. Fazlasıyla yorgun, bıkmış, yenilenmeye ihtiyacı olan bir hâl içindeydim.

Ama bir şeyi hesaba katamamışım aslında hesaba katmıştım da bu kadar zor olacağını tahmin edememişim… “Özlem”.

İnsan her şeye alışıyor da özlem duygusuyla başa çıkamıyor.

***

İstanbul’la kıyaslamam mümkün değil burayı. Küçük, sessiz (hafta sonları şehir merkezinde yürünmeyecek kadar kalabalık) bir şehirdeyim. Cambridge Üniversitesi’nin 800′üncü yılı olması nedeniyle ekstra bir kalabalık var. Sürekli aktivite halinde insanlar:)

Historical city center deseler de şehrin tarihi yanı binalarında saklı duruyor. Sanki kilitlemişler. Sokaklarda hissedemiyorsunuz o tarihi atmosferi. Bizim Sultanahmet gibi değil kısacası:) Yaklaşık 50 apartmanı birleştirip dükkanlardan alışveriş merkezleri yapmışlar. Bütün büyük markalar (Zara, Top Shop, H&M, The Body Shop vs) mağazalarında indirim havasındalar. Accesorize ve Claries burada çok popüler. The Body Shop da İngiliz markasıymış buraya geldiğimde öğrendim:))) Sanki şehirde yapacağınız tek şey alışveriş! Cambridge University Book Shop tüm büyüleyiciliğine rağmen mağazaların yanında sönük kalıyor. Ama gerçekten indirim var itiraf etmeliyim:))

1 Pound’un 2.7 Tl olduğunu düşündüğümüzde yaşamak gerçekten çok zor:) Dışarıda yemek yemek çok pahalı. Starbucks, Cafe Nero gibi kahve zincirleri burayı da hapsetmiş durumda:) Şehir merkezinde sadece bir tane Mc Donalds gördüm ( Burger King’e rastlamadım henüz!). Ama kahve zincirleri her adım başı karşınızda:) Ve starbukstaki kuyruğu tahmin edemezsiniz:)

Şehir merkezinden uzaklaştıkça evlere baktığımda daha fazla tarih hissettiğimi söyleyebilirim. Çok şirin iki katlı evler çok yaygın. Apartman düşüncesinden çok çok uzaktalar. Yurt bile maksimum üç katlı düşünün:))

Cambridge’den anlatabileceklerim sessizlik, sakinlik, huzur ve özlem dolu…

***

Geçen hafta sonu Londra’ya gittim. Orası bambaşkaydı:) Önümüzdeki hafta tekrar gideceğim. Yeni fotoğraflarla daha keyifle anlatacağımdan şüpheniz olmasın=)

“cambridge havası…” hakkında 2 yorum var.

  1. yusufguleryuz diyor ki:

    şanlısın keyfini çıkar ve gözlemlerini aktarmaya devam et…

Yorum Yapın