first interview for this page…


Fakir ülkelerinde mutlu yaşayan Küba halkını ve devrimci mücadelesinden ötürü Küba’yı hep merak etmişimdir…Geçtiğimiz hafta ÇEKÜL’ün (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma Vakfı) davetlisi olarak Küba’nın devrimden sonraki ilk mimarlarından Dr. Eusebio Leal Spengler İstanbul’a geldi…

ÇEKÜL, önce bir basın toplantısı düzenledi Leal’i bizimle tanıştırmak için…Ardından Kadıköy’de bir sunum yaptı Leal ve sonunda yaklaşık 10 protokolün konuştuğu bir kapanış toplantısına katıldı..(bir haftalık İstanbul ziyaretinin ardından da ülkesine döndü)

Leal’le basın toplantısında tanışma fırsatı buldum, pek birşey bilmiyordu İstanbul hakkında…Sadece “Ulaşılmaz bir şehir” diyordu kendi ülkesiyle kıyasladığında… 16 yaşından beri restorasyonla uğraşan biri olarak “İstanbul’da ilk neyin gözüne çarptığını sordum” cevap vermedi. Önce şehri gezmek istediğini söyledi…(Haklıydı…) Beş gün sonra Kadıköy’deki kapanış toplantısının arasında yanına gittim Leal’e sorumu tekrar yönelttim… Geldiği gün ulaşılmaz bir şehir olarak tanımladığı İstanbul’un tarihi dokusunu nasıl bulmuştu?

Yanıt çok iç açıcı değildi..

tam o yanıttan yola çıkarak bir haber hazırladım…

okumak isterseniz;

Geliştirdiği ve uygulamaya geçirdiği yerel koruma modeliyle, Havana’nın en başarılı mimarı kabul edilen ünlü Kent Tarihçisi Dr. Eusebio Leal Spengler geçtiğimiz haftayı İstanbul’da geçirdi. 16 yaşında Küba’lı bir şehir tarihçisinin yanında mimari çalışmalara başlayan Küba Cumhuriyeti Şeref Rütbesi sahibi 65 yaşındaki Dr. Spengler, İstanbul sokaklarında yürüyüp, müze, saray ve camilerdeki mimariyi inceledi. Dr. Spengler, “Ulaşılmaz bir şehir” dediği İstanbul’a bazı küçük ayrıntılara odaklanmış teknik bakış açılarını bırakıp, sosyal yönü de içeren bütünsel bir restorasyonu önerirken, “Şehirler sadece uzmanların ve politikacıların ruhuyla kurtarılamaz. Şehri kurtaran sevgidir” dedi.

Küba’da devrimin ardından tüm fırsatlar gençler içindi. Tarihi bir binanın içinde 16 yaşında işe başladı. “Şehrin hatırasını taşıyan insanlar” dediği şehir tarihçilerini tanıdı. 1964’te Havana Kent Müzesi’nde yöneticiliğe başlayan Eusebio Leal Spengler, 1967’de Havana Kent Tarihçileri Ofisi’nin başına geçti. İlk iş olarak 1979’da “Palacio de los Capitanes Generales” Hükümet Binası’nın restorasyon çalışmalarına başladı. 1982’de ise, kent yönetiminin onayladığı restorasyon çalışmaları için yapılacak yatırımlardan sorumlu kılındı. 16 Nisan 1986’da “San Carlos de la Cabana” surlarının, daha sonra da “Castillo de los Tres Reyes del El Morro” kalesinin restorasyon çalışmalarını yürüttü. Kentin korunması için inşa edilen sur sistemi ve antik duvarlar da dahil olmak üzere, tüm tarihi kent merkezi 1982 yılında, UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne alındı.

TARİH OFİSİ TARİHİ MİRASI KORUYOR

1994’te Dr. Spengler’in başkanlığını yürüttüğü Tarih Ofisi, yasayla tüzel kişiliğe sahip oldu. Kendi adına mal edinmeye başladı ve projeler yürütecek hukuki altyapıya kavuştu. Bu yasayla Havana Tarih Ofisi, bütün devlet kademelerinde temsil edilen özerk bir yapıya kavuştu. Dolayısıyla artık yerel yönetime değil, doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı’na bağlı bir ofis. 1994’deki değişiklikten sonra, bütünsel bir restorasyon, yani sadece binaların ayağa kaldırılmasından çok, işin sosyal boyutunun da olduğu bir döneme geçildi. Havana Tarih Ofisi, daha önce arşiv ve konferansların düzenlendiği bir yapıyken, bu değişimle birlikte müzeleri işleten, kataloglama yapan çok daha geniş bir perspektife sahip ofis haline dönüştü. Tarih Ofisi’ne bağlı kentin varolan halini inceleyecek ve yapılacak restorasyon projelerini gözden geçirecek bir mimarlar kurulu var bu yapının içinde. Şu anda Tarih Ofisi bünyesinde 267 mimar çalışıyor. Bu insanlar, çok çeşitli restorasyon projelerinde yer alıyorlar. Merkezi yönetim aynı zamanda, Tarih Ofisi’ne her türlü kamusal, özel faaliyetten belli bir miktar vergi alıp bunu restorasyon çalışması için kullanma yetkisi verdi. Bu, temel bir kasa vazifesi gören para havuzu oluşturulmasına yol açtı.

BİZİM İŞİMİZ YERELLİĞİ AŞIYOR

İstanbul için örnek temsil edecek bu örneği Caddebostan Kültür Merkezi’ndeki Deneyim Paylaşımı etkinliğinde anlatan Dr. Spengler, “Bizim işimiz yerelliği aşıyor. Bu diplomatik bir çalışma çünkü tarihimiz yüzeysel bir hazine değil” diyerek şunları söyledi:

“Tarihi Havana’yı yüz binlerce kişinin gezdiğini düşünürseniz, bu gerçekten hareketle kendi turizm şirketimizi kurduk. Örneğin on altı oteli restore ettikten sonra, şimdi sahibi olarak işletiyoruz. Gayrimenkul şirketimiz var. Tarihi Havana’daki güvenlikten sorumlu şirket de bizim yönetimimizde. Şirket, hem orada yaşayanları hem de dışarıdan gelenleri güvence altına alan bir sistemle çalışıyor. Bu uygulama bir süre sonra iş kaynağı haline dönüştü. Yaklaşık olarak on yılda, on bin kişilik istihdam yarattık, aynı zamanda da bir okul kurduk. Bu okulda restorasyonun çok çeşitli alanlarında uzmanlaşan eleman yetiştiriyoruz. Her restore ettiğimiz binada yirmi kişilik ilkokul sınıfı var. Dolayısıyla restorasyon yaptığımız bölgede bulunan okullara talepte bulunuyoruz, her restore ettiğimiz binanın içinde onlara yirmi öğrenciyle birlikte ders yapabilecek bir alan yaratıyoruz. Engelli çocuklar için yaptığımız merkezler de var. Bunu yaparken bazı kalıpları yıktık. Ebeveynler çocukların rehabilitasyonunda çalışıyorlar ve bunun için para alıyorlar. Bu mantık, çok farklı kuşaklardan çocukların kendi kültürel mirasıyla haşır neşir olmasını sağlamamıza yardımcı oldu. Bir taraftan da sağlık ve barınma problemlerinin olduğu bir metropolden bahsediyoruz. Bütün bunlar farklı bir restorasyon anlayışına, daha bütünsel bir yaklaşıma işaret ediyor.”

ÇARŞILARIMIZ KADIKÖY’DEKİ ÇARŞILARLA AYNI

Havana’da şehir bir meydan sistemi içinde yaşıyor. Meydan restorasyonlarının stratejisi ise şehir ve meydanları birbirine bağlamak. Bütün restore edilen meydanlara yayalara açık. Bazı ticarethanelerin bulunduğu meydanlarda araçların geçebilmesi için belirlenen saatler var. Havana’daki en eski meydanda 16’ncı yüzyıldan 20’inci yüzyıla kadar dört farklı yüzyıla ait oteller yer alıyor. Hepsinin dinamik bir şekilde korunması gerektiği için tarihi mirasa çok önem verdiklerini belirten Dr. Spengler çarşılarını anlatırken, bir gün önce ziyaret ettiği Kadıköy Meydanı’nı hatırlayarak “Kadıköy’deki çarşı sistemiyle aynı. Çünkü burada ticarethanelerin çakıştığı bir sistemi görebiliyoruz. Eğer bunu koruyabilirsek gerçekten şehir ruhunu korumuş olacak” diyor. Havana’daki San Fransico Meydanı’nı gösteren Dr. Spengler, “Ortada artık seküler olan bir tapınak var. Burayı konser alanı olarak kullanıyoruz. Yakın bir tarihe kadar a
raçlarla doluydu. Yayalara ait olması farklı bir değer kattı” dedi.

TEMELİNDE KÜLTÜR YOKSA ÇÖKÜŞ OLUR

“Mihenk taşı kültür olmayan tüm restorasyon ve dönüşüm projeleri çöküşü hazırlıyor demektir” diyen Kent Tarihçisi Dr. Eusebio Leal Spengler, restorasyon ve dönüşüm projelerine halkın katılmasının önemine dikkat çekerek, ticari değil bilimsel restorasyondan yana olduğunu da vurguladı. Havana’nın mimari özelliklerine bakıldığında, Güney İspanya köy evlerinin, barok mimarini neoklasik mimarinin etkilerini görüyoruz” diyen Leal Spengler, Barok tarzının mimarinin ötesinde Havanalıların ruh halini yansıttığını söyleyerek, kentsel ve mimari dokusuyla kolonyal bir kent özelliği gösteren Havana’da, sosyal boyutun ön planda tutulduğu bir anlayışla restorasyon çalışmalarının devam ettiğini vurguladı. TOPKAPI SARAYI’NDA KENDİMİ HAVANA’DA HİSSETTİM

“Havana da İstanbul gibi denizle mistik bir ilişki içerisinde. Boğaz’dan geçerken farklı akımların yarattığı duyguları hissettim. Orada dünya tarihi gelişti” diyor Dr. Eusebio Leal Spengler. Topkapı Sarayı’nın bahçesinde kendini Havana’da hissettiğini belirterek, “Bu liman bizim Haliç’imiz gibi. Gerçekten orada eski şehrin yoğunluğunu hissedebilirsiniz. Hâlâ surların izleri var” dedi. Dr. Spengler’in İstanbul izlenimleri şöyle: “İstanbul’da yürüdüm, gemiye bindim, popüler eserleri gezdim. Kadıköy’e iki kez geldim, çarşıda dolaştım. Buraya gelirken, ‘Ulaşılmaz bir şehir’ diyordum. Bir haftanın ardından gerçekten çok ilginç bir şehir olduğunu da söyleyebilirim. Çok büyük bir şehir. Bütün Küba adasında yaşayan insanlardan iki kat daha fazla insan yaşıyor. Bu nedenle sorunlar büyük, sonuçlar daha karmaşık. Şehir planlaması ve çevre kirliliğiyle ilgili problemler daha büyük. Eserlerin korunmasıyla ilgili sorunlar daha fazla. Ama görüyorum ki çalışma koşulları sağlanmaya başlamış ve istek gerçekten çok etkin. Ama restorasyon yaparken dikkatli olunmalı. Ticari restorasyondan kaçınmak zorundasınız.”

***bu röportajın ardından tavsiyem Kabataş’tan tramvaya binin ve Sultanahmet’e doğru dışarıya bakarak yol alın…Etraftaki restorasyonları (2010 Avrupa Kültür Başkenti yazılı örtülerin etrafındaki boya pisliklerini, çalışan işçileri) inceleyin…Sultanahmet’te inip Ayasofya Müzesi’ne (restorasyon diye bağıran dış yüzeyine) şöyle bir uzaktan bakmanızı tavsiye ederim.. Kübalı kent tarihçisi Leal Spengler “Küba tarihi yüseysel bir hazine değil” diyor…

Peki ya bizim tarihimiz?

Yorum Yapın