
Prof. Dr. ÇiÄŸdem Kağıtçıbaşı, Türkiye’de sosyal psikolojinin kurucusu ve uluslararası psikoloji dünyasının en önemli isimlerinden biri…Akademik kariyerinde 40 yılını doldurduÄŸu haberini gazetelerde okumuÅŸtum. Üstüne bir de Cambridge Üniversitesi Yayınları’ndan onuruna bir kitap basılınca oturdum Prof. Kağıtçıbaşı hakkında araÅŸtırma yaptım.
Gördüklerime, okuduklarıma bakınca kendime kızdım. Daha önce birkaç röportajını okumuÅŸtum ama nasıl tanımazdım…
Koç Üniversitesi’nin Basın Danışmanı Ayça’dan tam üstüne bir mail geldi! Ve üç gün sonra kendimi Prof. Kağıtçıbaşı’nın 11′inci kattaki evinde buldum=)
Akademik kariyerindeki 40′ıncı yılda Türkiye’nin son 40 yılını konuÅŸtuk. İnanılmaz öğretici bir röportajdı. DeÄŸerlendirmelerini aÅŸağıda bulacaksınız…
Beni en çok etkileyen açıklaması, “Gençler için endiÅŸeleniyorum” sözleriydi…Bu sözcükler aÄŸzından çıktığında uzun uzun düşündü. Ardından ÅŸunları söyledi: “Pekçok yetenekli yüksek kapasiteli gencin ülkeyi terkedeceÄŸinden korkuyorum ki bu birçok ülkede problem halinde. Gençler için endiÅŸeleniyorum. Bakın İran’a, kaçabilen pekçok kiÅŸi kaçtı. Türkiye halbuki büyük cazibesi olan bir toplum. Geriye beyin göçü de bir miktar yaÅŸandı. Demokratik bir toplum olduÄŸu sürece caziptir ama öyle olmazsa o zaman gençler kendilerine burada bir yaÅŸam alanı bulamayabilirler.”
Ne kadar haklıydı Çiğdem Hoca!
Anlattıklarının devamını aÅŸağıda okuyabilirsiniz…Yorumlarınızı bekliyorum…
Prof. Dr. ÇiÄŸdem Kağıtçıbaşı, akademik hayatı boyunca John F. Kennedy’nin “Ask not what your country can do for you ask what you can do for your country” sözünü kendine hatırlattığını belirterek, “Yani ülken sana ne verebilir senin için ne yapabilir onu düşünme, sen ülken için ne yapabilirsin onu düşün. Bazıları bunun çok milliyetçi bir yaklaşım olduÄŸunu düşünebilir. Ben 40 yıldan çok daha öncesine giden öğrenciliÄŸimden beri bu duyguları hissetmiÅŸimdir” diyor.
AÇEV’le okuma yazma bilmeyenler için yıllarca projeler geliÅŸtirip uyguladıklarını söyleyen Prof. Dr. ÇiÄŸdem Kağıtçıbaşı, ÅŸunları anlattı:
“İnsan çalışmaların içinde olunca 40 yıl nasıl geçtiÄŸini anlamıyor. Bilim insanlarının topluma karşı da sorumlulukları var. Biz AÇEV’le baÅŸlattığımız İşlevsel YetiÅŸkin Okur Yazarlık Programı ile 6 bin 500 gönüllü eÄŸitimci yetiÅŸtirdik. Okuma yazmayı kendiniz bilmeniz onu öğretmeye yetmiyor dolayısıyla biz ÇYDD’nin de TEGV’in de gönüllülerini eÄŸitiyoruz ve eÄŸittik de. Onlar da kurslar açıyorlar. Türkan Saylan da bunu baÅŸardı ama tepki var. Bunun sebebini anlamak için son 40 yılda Türkiye’de olanları dikkate almak lazım. Türkiye’de çok ciddi muhafazakarlaÅŸma hareketi ve dini mobilizasyon var. Bu da politiktir. 1970′lerde özellikle dini eÄŸitime yapılan büyük yatırımlarla ve 12 Eylül’den sonra artarak devam eden yatırımlarla oluÅŸmuÅŸtur.
İmam hatipler sosyal bir mühendislik:
İmam hatip okulları, kuran kursları ve cemaatlerin tarikatların desteklediÄŸi kurduÄŸu, yurtlar gibi yatırımlarla aslında bir yerde kadına odaklanan ve kadını geleneksel konumda tutmaya yönelik gayretler vardır. Ve tabii kadını okur yazar yaptığınız zaman kadını topluma katkı yapacak bir hale getirdiÄŸiniz zaman güçlendirdiÄŸiniz zaman bu çok daha geleneksel muhafazakar dünya görüşünü tehdit etmiÅŸ oluyorsunuz. O sebeple de kadının geliÅŸmesini istemeyen modern topluma ayak direyen kesimler bu tür faaliyetleri tehdit olarak görürler. Onun için de her türlü yalan yanlış isnatlar baÅŸta olmak üzere yapmadıklarını bırakmazlar. Ben 1970′lerden itibaren açılan imam hatip liseleri ve kuran kurslarının istatistiklerini inceledim. Oraya ciddi yatırım var. Özellikle kız çocuklara bu okullara gitmesi planlanmış. Bu bir sosyal mühendisliktir, bu tepeden inen bir politikadır ve ideolojiktir. İmam hatip meslek okuludur ve kızların imam olması mümkün deÄŸil. Kadını etkilerseniz toplumu etkilersiniz. Bütün sosyal bilimcilerin hepsi bilir. Kadın kültür taşıyıcısıdır. İmam hatip okullarında bugün erkekten daha fazla kız okuyor.
Türban şapkanın başka türlüsüdür
Basit bir gösterge olarak 1970′lerde ÅŸimdi görülen sıkmabaÅŸ dediÄŸimiz türdeki bir kapanma yoktu. Başını kapatan kadın eÅŸarp, yemeni takardı. O baÅŸtaki başörtüsü Balkanlarda da olan birÅŸeydi. Erkeklerin kasket takması gibi. 1970′lerden itibaren birden bire bakıyoruz ki dini ve ahlaki anlam yüklendi. Halbuki baktığınız zaman Kuran’da böyle birÅŸey yok sözkonusu deÄŸil. Nereden çıktı? Bu bir mesaj, tema olarak öyle bir iÅŸlendi ki bu toplumu bölecek bir çapa düzeye yükseldi. Türban çok daha farklı bir baÅŸ örtüş ÅŸeklidir. Åžapkanın baÅŸÅŸka türlüsüdür. Sayın İhsan DoÄŸramacı ilk kez geleneksel başörtüsünden ayırmak için türban dedi ama yanlış bir terim olduÄŸu halde tuttu. Aslında anlayış tesettür çünkü buradaki amaç saçı göstermemek. Ama bunun da fazla bir anlamı yok. DiÄŸer taraftan tesettürlü olup makyaj yapıp topuklu ayakkabı giymenin saçı kapatıp da baÅŸka bakımlardan cazip görünmeye çalışmak amaçla ters düşüyor. Dolayısıyla bir anomali, tuhaf birÅŸey. Ama bu öyle bir hale geldi ki türbanlılar ve türbanlı olmayanlar. Türban bütün bir toplumu etkileyen kadında odaklanan bir sosyal olgu oldu.
Din Şurası yapılsın:
Ben burada aslında ilahiyatçılara İlahiyat Fakülteleri’ne bir görev düştüğünü düşünüyorum. Herkes konuÅŸuyor, ilahiyatçılar fazla birÅŸey söylemiyorlar. Bence bir Din Åžurası yapılmalıdır. Ve sadece ilahiyatçılardan müteÅŸekkil deÄŸil sosyologlar diÄŸer sosyal bilimciler, psikologlar, eÄŸitimcilerin katılacağı bir din ÅŸurası yapılabilse, dinin esasları nedir, teferruat nedir, ne Kuran’dır, ne deÄŸildir, yani bunları ortaya koyup 21′inci yüzyılda Türkiye gibi bir ülkede din nasıl yaÅŸanacaktır, bu gibi bir soruları sormalılar. Birilerine bir görev düşüyor. Sorumluluklarını üstlenmiyorlar. Onun için bu iÅŸler onun bunun aÄŸzında kalıyor.
Yaygın mahalle baskısı var:
Bir sürü cahilin ağzında mahallelerde hatta kuran kurslarında hatta camilerde namuslu kadın örtünür, başını örter, gerisi namusuzdur mesajları veriliyor. Dolayısıyla bir ciddi ortak görüş bildirilmesi lazım. Yoğun bir cehalet var bu konuda ve yaygın ve mahalle baskısı var. Birçok kadın da etrafındakiler kapalı olduğu için kapatıyor kendini. Kız çocuğu 8 yaşında başı örtünmeye başlıyor. O çocuk tabii ki o yaşta örtününce bunun doğru olduğunu düşünüyor. 18 yaşında üniversite yaşına geldiğinde aç dendiğinde tabii ki kendini çıplak gibi hissedecek, kötü hissedecek çünkü o şekilde büyütülmüş.




Emocular için de endişeli misiniz sayın hocam :))