İtiraflarım!


Çok sıkıldım!

Cümleye böyle baÅŸlamanın ne kadar kasvet verici olduÄŸunun farkındayım. Ama yaklaşık bir haftadır “Beni bu kadar daraltan sebep ne?”, “Neden mutsuzum” diye düşünüyorum. Belli zorunluluklar yüzünden hayatımı da sürdürmek zorundayım. Elbette beni mutlu eden insanlar ve nedenler de var. Onlara haksızlık etmek istemiyorum ama hani insanın ruhunda, derinliklerde bir yerde vardır içini kemiren birÅŸeyler…

define

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gidersin, gelirsin, yürürsün, heyecanlanırsın ve hatta zaman zaman yalancı mutluluklarla neşelenirsin!

Ama birÅŸey olur,

tıpkı dün Nurettin ÖzdoÄŸan’ın da http://www.nurettinozdogan.com/ yazdığı gibi “Bazen anlam veremezsiniz. KonuÅŸacağı çok ÅŸey varken, o susmayı tercih eder.  Belki bu yüzden yalnızdır.”

İşte tam bu ruh haliyle cebelleÅŸirken, karar verdim. Huzursuzluklarımla barışmalıyım artık. Evet mutlu deÄŸilim, evet etrafımda “Depresyon geçiriyorsun git bir doktora” tesellilerini veren insanlar var. Evet hiçkimse “Sen nasıl bu hale geldin?” diye sormuyor. Bari kendim sorayım dedim…

Belçika’ya gitmeyi neden bu kadar çok istemiÅŸtim ve gidemeyince neden bu kadar çok üzülmüşüm ÅŸimdi daha iyi anlıyorum…

Belçika benim için bir “Kaçış” tüneliydi. Hayattan sıkıldığım için seçtiÄŸim bir patika yeni bir yol deÄŸildi! Sadece kaçış için kazdığım, uÄŸraÅŸtığım bir tüneldi…Vizeyi alamamanın beni bu kadar etkileyeceÄŸini ben bile tahmin etmemiÅŸtim. Çünkü belki de derinliklere bir yere de yalan söylemiÅŸtim. Kaçış olmadığına inandırmıştım kendimi.

Evet, itiraf ediyorum kaçıştı…Kurtulmak demeyeceÄŸim, çünkü bulunduÄŸum ÅŸartlardan kurtulmak istemediÄŸimden eminim.

Yeni bir yol çizmeliyim artık…Üstadın da dediÄŸi gibi “Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaÅŸasın. Her zamanki gibi yaÅŸayacaksın sen. ‘Acılara tutunarak’ yaÅŸamayı öğreneli çok oldu…

“İtiraflarım!” hakkında 2 yorum var.

  1. Erkan diyor ki:

    “Sen yüreÄŸinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreÄŸini ve yüreÄŸinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneÅŸe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetiÅŸen cılız ve minik bitkiler deÄŸil, güneÅŸin çiçekleri dolduracak yüreÄŸini…

    Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin…”
    Nazım Hikmet

    Yazıyı tamamlamak istedim.

  2. Mehmet TURAC diyor ki:

    Termos gibiyiz, her ÅŸey içimizde patlıyor dışarıdansa sadece hoÅŸ bir seda duyuluyor. Kaçışlarımız arasına esher miktarda özgürlük alıveriyoruz. Yolumuza bu ÅŸekilde koyuluyoruz. Peki neyden kaçıyoruz, üzüntüden, kederden, stressten mi ? Nereye gidersek gidelim zaten sorun olarak gördüğümüz ÅŸeyler, baÅŸka ÅŸekilde karşımıza çıkacak isimleri deÄŸiÅŸecek, yüzleri deÄŸiÅŸecek ama hisettirdiÄŸi deÄŸiÅŸtirmeyecek. Vucudumuzda derin bir acı hasıl olacak, kimsenin görmediÄŸi. ÇekileceÄŸiz kuytu kötüşelerimize ve dinleneceÄŸimizi varsayacağız. Tebessümlü bir uyku nöbetine gireceÄŸiz belki bu kadar uzakta. Ama gözlerini açıp tekrardan “merhaba dünya” demeye kalktığımızda hiç bir ÅŸeyin deÄŸiÅŸmediÄŸini anlayacağız.

    Sorunları çözmek, ne kaçmakla ne de zamana bırakmakla olmuyor. Ya da içimizdeki huzuru yeniden kazanmak için belirli bir zamanın, lokasyonun hiç bir önemi yok. Sadece baÅŸka bir adımı nasıl atacağımızı bilmeliyiz. Ya da benim için bu ÅŸekilde oluyor bu. Ve hiç bir ÅŸey’i “acı” diye adlandırıp, onları boÅŸveremeyiz. Bunlara tecrübe denir.

Yorum Yapın