muhabirliğin en zor yanlarından biri…


Uzun zaman oldu dertleşmeyeli…

 

Haberci olarak, önceki gün meydana gelen uçak kazasının ardından 8 saatimi Türk Hava Yolları’nın Genel Müdürlük binasında geçirdim. Daha doğrusu binanın bahçesinde. Sanırım muhabirliğin hatta muhabirliğimin en “Zor” en “Acı” saatlerini yaşıyordum. Düşen bir uçak, içinde 127 yolcu, 8 mürettebat. Aileler THY Genel Müdürlüğü’ne geliyor, ağlıyor, isyan ediyordu. Saydım, 100 gazeteciden fazlaydık… Hepimiz gelen ailelerle konuşma, onların fotoğrafını çekme peşindeydik.

Her insan, bir hikaye… değil miydi?

 

 

hollanda2 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aslında Marmara Üniversitesi’nin Sultanahmet’teki Rektörlük Binası’nda YÖK Başkanı’nın konuşmasını haber yapacaktım. Saat 12.00’de İstihbarat Şefim Ayda Kayar, ortamdaki diğer muhabirlerin İstihbarat Şefleriyle aynı anda arayıp uçağın düştüğü haberini verdi. Hemen THY Genel Müdürlüğe gidecektim, bir diğer muhabir ağabeyim Serkan Akkoç’ta oraya doğru yola çıkmıştı. YÖK Başkanı’nı Anadolu Ajansı dışında izleyen muhabir kalmadı sanırım. Hepimiz havalimanı bölgesinin çeşitli yerlerine dağıldık.

“Kaç ölü, kaç yaralı, ölü sayısı artıyor, bir de bebek varmış, kaptan ölmüş, kahraman kaptan…”

Dört bir yanımda bu sesleri hatırlıyorum.

Üzgündüm, çok hemde…

Bütün muhabirler birbirlerine bilgi aktarmaya çalışıyordu, daha doğrusu öğrendiğimiz bilgileri doğrulamaya çalışıyorduk. Her kafadan bir ses çıkıyor, net açıklama yapılmıyor. Aileler konuşmuyor, herkes üzgün, herkes acılı…Gazeteye haber gitmesi gerekiyor.

Bu şartlar anında her anın öneminin farkına vararak düzenli olarak gazeteye haber yolladık, Serkan Akkoç’la. Böyle durumlarda gazetecilik yapmak gerçekten çok zor.

Yakınları düşen uçakta olan aileler Amsterdam’a giderken onlara eşlik edecek hosteslerin üzerine giydikleri yeleğin üzerindeki “Aile yardımı” yazısı bile habere eklenebiliyor.

Bir ara THY Genel Müdürlük binasından ayrılarak, pilotların fotoğraflarını almak üzere Pilotlar Derneği TALPA’ya gittim. Basın toplantısının ardından TALPA Başkanı’yla sohbet ederken, “15 yıllık arkadaşımdı Hasan Tahsin…” sözlerini duydum. Yıllarca birlikte uçtuğu, görüştüğü en yakın arkadaşından haber alamıyordu…Fotoğrafları aldıktan sonra THY Genel Müdürlüğe döndüm. Bir iki saat sonra pilotlardan birinin kazada yaşamını yitirdiği haberi konuşulmaya başladı. Evet çok acı ama arayıp TALPA Başkanı’na Hasan Tahsin Arısan’ı da kaybettik mi? diye sordum. “Başımız sağolsun, üç pilotumuzu da kaybettik” diyebildi güçlükle. Gözlerim doldu, “Başınız sağolsun” deyip telefonu kapadım…Haberi anında şefimle paylaştım.

Bunları neden mi anlatıyorum?

Bugün fakültede “Risk Yönetimi” kavramından bahsederken içimden yaşadıklarımı geçirdim.

Muhabir olmak gerçekten çok zor.

Gazete muhabiri olmak daha da zor.

Binlerce bilgi arasında seçici, dikkatli ve bir o kadar hızlı davranmak gerekiyor…

Risk yönetimi muhabirin yaşamının büyük bir parçası.

Muhabirlik ise bence detaylarda gizli…

Var olan gerçeğin ardındaki öyküyü hissedip, habere hissederek yaklaşmak günümüz haberciliğinin bir dönüşümü bence.

Dün bunu tamamen fark ettim.

İstihbarat Müdürlerimden Bülent Ovacık, bana her zaman “Televizyonların hatalarını düzeltme şansı vardır. Gazetelerde ise durum çok farklıdır” der. Bence internet gazeteciliği bugün, televizyon gazeteciliğinden farksız çalışıyor. Her ulaşan bilgiyi anında yayınlıyor, ardından yeni bir bilgi ulaştığında güncelleyip yeniliyor. “Anında, hızlı” haber akışı sanırım bu.

Peki ya gazeteler?

İnternet gazeteciliğinin gelişimiyle birlikte, gazetelerin olayın özetine odaklanıp, öykülere ve yorumlara açılım yaptığını düşünüyorum.

 

İnternet gazeteciliğinin süreciyle ilgili önümüzdeki günlerde bir yazı yazacağım…

 

Başımız sağolsun,

Allah daha büyük acılardan, kazalardan korusun tüm insanlığı…

 

 

 

 

“muhabirliğin en zor yanlarından biri…” hakkında 1 yorum var.

  1. rwanda diyor ki:

    yıllarca iletişim okuyup iş bulamamk ise hepsinden zor be ablacım :)

Yorum Yapın